Salı, Eylül 06, 2016

ELİYA KAZAN (1909-2003)

 ELİYA KAZAN (1909-2003)
1909 da İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Annesi Germir’den Şişman oğullarından 1889 doğumlu Atene Hanımdır. Şişmanoğulları 19.yüzyılda Şirin ve Çorbacı mahallesinde oturmakta olup oldukça kalabalık bir ailedir. 1831 yılında Şirin Mahallesinde mukim Şişmanoğlu Murat (62,bohçacı) ve yeğeni 1817 doğumlu İsak, Atene’nin atalarıdır. Eliya Kazan’ın babası 1877 doğumlu Topuzoğlu Serafim, Kayseri İçeri Şar’da (Kazancılar Çarşısının güney tarafında) Eslim Paşa Mahallesindendir. Kendisinin de belirttiği gibi: “New York’ta birçok halı tüccarının Türk kökenli soyadı vardı ve Hıristiyan olan ilk adlarını çok dilli kentte bile gizli tutarlardı.” Zira bizdeki nüfus kayıtlarına bakıldığında Kazan/Kazanoğlu soyadı Ermeniler arasında yaygın olup Rumlarda pek rastlanmaz. Baba Serafim, ABD ye gittikten sonra halı ticareti yaparken, Ermeni ve Yahudi tüccarların arasında tutunmak için, adını “George Kazan” olarak değiştirmiştir. Anadolu’da yeni doğan çocuklara dedesinin adını vermek âdet olduğundan, Serafim oğluna babasının adı olan Eliya yı vermiştir. Topuzoğlu ailesinden amca Stavro öncülüğünde, Serafim 1913 de eşi Atene ve iki oğlu ile birlikte ABD ye gitmişler. Daha sonra Serafim Kayseri’de bıraktığı babası ile birlikte eşi ve altı çocuğunu da ABD ye getirirken, babası vapurda vefat eder ve cenazesi denize atılır. Kendi anlattıklarından anneannesinin Karayusuf/Karayasef oğullarından oluğunu öğreniyoruz. Karayusuf oğulları da köklü ailelerden olup 19.yy sonlarında Germir-Balaban Mahallesinde mukimdir. Yine Eliya Kazan, annesinin baba tarafından dedelerinin “Murat, ninelerinin de Sultan, Türk adı” taşıdıklarını, onlardan kendisine geçen evlerindeki İncilleri: “Elimde bir tane var Türkçeydi.” diye yazmakta.
Babasının muhasebecilik tahsili yaparak kendi işinin başına geçmesini arzu etmesine rağmen, annesi ile birlikte ortaokul sekizinci sınıfta hocası olan Miss Shank Onu Williams güzel sanatlar kolejine yönelterek kendisini “Oskar’a” götüren sanat yolunu açmış oldular.
Okul yıllarında “dillerine yabancı, göçmen” çocuğu olmasından dolayı kulüplere bile kabul edilmeyerek devamlı dışlanmıştır. Bu duygularla kendisini tanımlamaya çalışırken “evde annem Yunan yemekleri yapardı” veya “babamla annem aralarında Yunanca konuşurlardı” gibi ifadeler kullanarak “Yunan” asıllı imiş gibi bir tavır sergileme ihtiyacı duymakta.. Hâlbuki baba Serafim hastanede yatarken başucunda Erciyes Dağının resmi asılı olduğu halde, hemşirelere Türkçe küfürler savuruyor, kendisini Türkiye’ye Kayseri’ye götürmesini orada “evin arkasında” ki meyveleri tadıp, Erciyes’in eriyen kar sularından içmek istediğini oğlundan yalvararak rica ediyordu. Kazan kendisine dönüp ABD toplumu ile “uzlaştıktan” sonra “ısrarla kendisinin 'Anadolulu' olduğunu söylerdi. 
Zira ismi (Eliya) bile Anadoluludur. Eski nüfus kayıtlarında Elya olarak geçen Aliya/Eliya şeklinde söylenen Elya; Tevrat’ta Yerye, İncil’de Elya, Kuran’da Ali dir.
Deniliyor.
1955 yılında geldiği Kayseri’de Belediye Başkanı Osman Kavuncu tarafından ağırlanan Kazan, anasının köyünü de ziyaret etmiştir. Kayseri’de gördüğü dostça, candan sıcak alaka karşısında çok etkilenmiş olup,1960 yılında Yassıada da hapis olan ve aralarındaki samimi münasebet sonucu “kardeşi” olarak gördüğü Osman Kavuncuyu ziyarete gelmiştir. Atalarının göç edip gittikleri toprakları görmek onda adeta bir “sıla hastalığı” na dönüşmüştü. 
1997 yılında İstanbul’a gelmiş ve gazetelerde buradan Kayseri’ye gideceği haberleri yer almıştı. Erciyes Ünv. Rektörü Sn. Mehmet Şahin Eiya Kazanı kaldığı otelde telefonla arayarak Kayseri’ye geldiğinde Üniversitenin misafiri olarak beklediklerini söylemişler ve o da kabul etmiş. Ertesi günü hava alanında karşıladık ve beraberinde Z.Livaneli olduğu halde üniversiteye geldiler. Her nedense Livaneli içeri girmedi Rektörlük kapısında bekledi ve Kazan kahvesini bitirmişti ki Livaneli gideceklerini söyledi ısrarlara rağmen durmadı Eliya Kazanı aldı gitti. Ertesi gün Milliyet Gazetesine “Çiçeksiz Köy Germir” başlıklı bir yazı yazarak Germir’i tahkir etti. 
Eliya Kazan Erciyes Üniversitesinden ayrıldıktan sonra babasının halıcı dükkânının olduğu Kapalı Çarşı'ya gitmiş. İç Bedesten de “her halde babamın dükkânı şunlardan birisi olmalıdır, beni yalnız bırakanız babamla konuşacağım” dedikten sonra, orada oturduğu bir iskemlede iki saate yakın tefekküre dalmış ve burada: “Ben ne Rumum ne Türk ne de Amerikalı. Ben Anadoluluyum” diyorlar.

Kaynak  H. Cömert 

Hiç yorum yok: